Logo Background

“Çöp”ün altından saray çıktı

  • Written by ElektronikElektronik İlk Yorumu Sen Yaz. Comments
    Last Updated: Eylül 3, 2009

    Topkapı Sarayı’nın altı tarih kaynıyor. Sarayın birinci avlusunda yer alan gecekonduların atıklarıyla ”çöplük” haline gelen mekanın, ilk yapımı 4. yüzyıla dayanan ve Aya İrini Kilisesi’yle organik bağı bulunan ”Piskoposluk Sarayı” olduÄŸu ortaya çıktı. Bu sarayın altında da Pagan dönemine ait Artemis Tapınağı’nın olabileceÄŸi tahmin ediliyor.

    Ayasofya ile Aya İrini arasında kalan tarihi , eski karakol binasının arkasındaki gecekondular ve bunların atıklarıyla zaman içinde harap hale gelmiÅŸ ve ”çöplük”e dönüşmüştü. Ancak, Sur-u Sultani çevresini düzenlemek için harekete geçen Kültür ve Turizm Bakanı ErtuÄŸrul Günay’ın emriyle alan, geçen yıl temizlenmeye baÅŸlanmıştı.


    İstanbul Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ferudun Özgümüş’ün kazı baÅŸkanlığında yürütülen temizleme çalışmaları sonucunda, daha önce bir hastaneye ait olduÄŸu tahmin edilen, ancak bazı akademisyenlerce piskoposluk sarayı olabileceÄŸi belirtilen bu tarihi yapı gün yüzüne çıktı. Kazı BaÅŸkanı Özgümüş, iki aylık hummalı çalışmalar neticesinde burasının Aya İrini ile organik baÄŸlantısı bulunan bir ”Piskoposluk Sarayı” olduÄŸunu kesinleÅŸtirdi.


    Özgümüş, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, yapının, İstanbul’un baÅŸkent olmasıyla beraber ilk defa 4. yüzyılda yapıldığının tahmin edildiÄŸini söyledi.


    Bu tarihi yapıda ilk olarak 1940′lı yıllarda, ”çok bilimsel olmayan yöntemlerle” o dönemki Ayasofya Müze Müdürü Muzaffer RamazanoÄŸlu’nun kazı yaptığını ve burayı Sampson Hastanesi olarak düşündüğünü, ancak çalışmalarını yayımlamadığını anlatan Özgümüş, daha sonra Ferudun Dirimtekin’in, RamazanoÄŸlu’nun yaptığı kazıları bir dergide yayımladığını dile getirdi.


    Dr. Özgümüş, ”Ondan sonra da kimse buraya dokunmamış. RamazanoÄŸlu’nun kazı alanında açtığı çukur da yıllar içinde lağım ve çöple dolmuÅŸ, etrafına gecekondular yapılmış. Bunlar bütün pisliklerini oraya akıtmışlar ve orada zaman içinde bir orman oluÅŸmuÅŸ, kalıntıların üzeri dolmuÅŸtu” dedi.


    ”AYA İRİNİ İLE ORGANİK BAÄžI VAR”


    Kendilerinin çalışması sonucunda buranın ”Piskoposluk Sarayı” olduÄŸunun kesinleÅŸtiÄŸini dikkat çeken Özgümüş, ÅŸunları kaydetti:


    ”Burası Sampson Hastanesi olarak biliniyordu ama öyle bir ÅŸey deÄŸil. Burası kesinlikle bir Piskoposluk Sarayı. Çünkü, yanındaki Aya İrini Kilisesi de bir piskoposluk kilisesidir ve Ayasofya ile birlikte bir bütün olarak düşünülmüştür. Bizim kalıntılarımızın da Aya İrini ile organik bağı gözüküyor, ortaya çıkıyor. Buranın Piskoposluk Sarayı olduÄŸu çok belli. Çok eski bir kalıntı.”


    Bahsedilen Sampson Hastanesi’nin ise Sur-u Sultani’nin dışında kalan bir yerde olduÄŸunu tahmin ettiklerini belirten Özgümüş, ”Turing Misafirevi denilen bir otelin altında bir takım kalıntılar var. SoÄŸukçeÅŸme sokakta bir sarnıç var. Herhalde bunlardan biri hastane binası” dedi.


    Piskoposluk Sarayı’ndaki kalıntıların da 4. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar farklılıklar gösterdiÄŸini anlatan Özgümüş, bu yapının 15. yüzyıla kadar kullanıldığını, o nedenle kalıntıların farklı devirler gösterdiÄŸini söyledi.


    OSMANLI’DA ARSLAN HANE OLMUÅž


    Kazı BaÅŸkanı Özgümüş, Topkapı Sarayı’nın bu kalıntıların üzerine yapıldığını belirterek, ”Bu yapının Topkapı Sarayı ile bir baÄŸlantısı yok. Hatta sarayın etrafını çeviren Sur-u Sultani’nin duvarları Piskoposluk Sarayı’nın tam ortasından geçiyor” dedi.


    Surun dışında kalan bölümlerin bazı oteller tarafından restore edilerek korunduğunu ifade eden Özgümüş, şöyle konuştu:


    ”Ama sarayın birinci avlusunda kalan bu kısım (benim tahminlerime göre) saray binaları, darphane ve sur yapılırken doldurulmuÅŸ. Çünkü elimizdeki eski gravürlerde, ÅŸu an kazı yaptığımız alan dümdüz görünüyor, kalıntı yok. Osmanlılar zamanında bir dönem odun ambarı, bir dönem arslan hane olarak kullanılmış. Hatta, odun tartılan dev kantarları bulduk.”


    Özgümüş, Bakan Günay’ın buranın tekrar ortaya çıkarılmasına ön ayak olduÄŸunu vurgulayarak, ÅŸunları kaydetti:


    ”Sayın Bakan buranın görüntüsünden rahatsızdı, ben de konuyu kendisine anlattım. Kendisi de bu kazıları yürütmemize izin verdi. Bakan beyin gayretiyle ortaya çıkmıştır bunlar, çünkü burası yıllardan bu yana öylece duruyordu. Ama tabii çok destek geldi. Buradaki 28 kiÅŸilik ekip gönüllü çalışıyor, öğle yemeÄŸimizi Feriye Restoran veriyor. Maddi olarak da bakanlığın yanında Gür Yapı, İstanbul Rehberler Odası ve Fest Turizm destek verdi. Tüm bu desteklerin devam etmesi halinde buradaki kazıları gelecek yıl tamamlamayı planlıyoruz.”


    SARAYIN ALTI ARTEMİS TAPINAÄžI…


    Buradaki tarihin Piskoposluk Sarayı’nın da ötesine geçtiÄŸini düşündüklerini ifade eden Özgümüş, sözlerini şöyle sürdürdü:


    ”Bu tapınaÄŸa aittir demiyorum ama eski Yunan dönemine ait sütun gövdesi ile Tunç çağına ait malzemeler de elimize geçti. Enteresan bir yer. Tam Akrapolis’in tepesi. Byzantion iken İstanbul’un Akropolis’iydi burası. Topkapı Sarayı, zaten bu Akropolis’in üzerine yapılmıştır. Birçok tapınak vardı burada. Belki de bizim kazdığımız saray ile Aya İrini bir tapınak üzerine yapılmış olabilir, Artemis Lisizonos (Kemer GevÅŸeten) tapınağı üzerine yapılmıştı. Çünkü Artemis burası baÅŸkent olmadan önce ÅŸehrin koruyucu tanrıcası idi. Hristiyanlık öncesi Pagan döneminde, niÅŸanlanan genç kızlar, bellerine kırmızı ÅŸerit takıp, bu tapınaÄŸa geliyorlardı. Bu ÅŸeridi burada gevÅŸetiyorlardı. Böylece evlendiklerinde aÄŸrısız doÄŸum yapacaklarına inanıyorlardı. İnÅŸallah bu yapıların altında bu tapınağı da bulacağız.


    Ayrıca, Byzantion sikkelerinde ay-yıldızdaki gibi hilal var. Artemis’ten önce de burada Thrako Frig kavimlerinin geldiÄŸini bazı kaynaklardan biliyoruz. Bu yüzden buraya bu gelen kavimlerle birlikte ‘Kibele kültü’ de gelmiÅŸ olabilir. Özellikle Artemis tapınağının burada, yani Aya İrini Kilisesinin altında olması, buranın aynı zamanda Artemis’in öncülü olan ‘mater kibele (Frigler’de dağın annesi anlamında)’ ile alakalı bir yer olduÄŸunu düşündürüyor. Zaten yeni kapı kazılarında ele geçen bazı buluntularda bu kavimlerin bu ÅŸehir Byzantion olmadan çok önceleri bile burada bulunduklarını göstermektedir. Biz burada onlara dair kalıntılara da ulaşılabiliriz.”


    Dr. Ferudun Özgümüş, bunun çok önemli bir kazı olduÄŸuna dikkati çekerek, ”İstanbul’da antik Bizans’ı kazmak çok heyecan verici. Dünyanın en önemli Akropolis’inde çalışıyoruz. Atina da önemli ama hiçbir zaman bir imparatorluk baÅŸkenti olmadı” diye konuÅŸtu.


    BİZANS SANATI UZMANI YILMAZ: YAKLAŞIK 50 YILDIR KADERİNE TERK EDİLMİŞTİ


    Bizans döneminde Piskoposluk Sarayı olduğu düşünülen, Topkapı Sarayı 1. avlusunda Aya İrini Kilisesi güney cephesindeki yapı kalıntıları çöpler ve bitki örtüsünden temizlenerek gün ışığına çıkarıldı.


    Çalışmaları yürüten kazı ekibinden Bizans sanatı uzmanı Hayri Fehmi Yılmaz, 1940′lı yıllarında burada bir çalışma yapıldığını, yapının varlığından haberdar olunduÄŸunu belirterek, ”Yalnız yaklaşık 50 yıldır kaderine terk edilmiÅŸti ve zamanla içerisi bitkiler arasında kalmış, çöplerle dolmuÅŸtu” diye konuÅŸtu. İstanbul Arkeoloji Müzeleri BaÅŸkanlığında İstanbul ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi sanat tarihi bölümleri tarafından 1,5 ay süren temizleme çalışmalarıyla birlikte yapının ne olduÄŸunun daha iyi tespit edildiÄŸini söyleyen Yılmaz, şöyle konuÅŸtu:


    ”Bazı araÅŸtırmacılar Sampson hastanesi, bir düşkünler evi olabileceÄŸini söylemiÅŸtir ama bizim çalışma ekibimiz biraz daha farklı düşünüyor bu konuda. Hemen bitiÅŸiÄŸindeki Aya İrini ile birlikte inÅŸa edilmiÅŸ bir yapı, onunla organik baÄŸları var. O yüzden çok büyük ihtimalle burası ÅŸehrin Piskoposluk Sarayı ile ilgili kalıntılar.


    Aya İrini’nin hem içerisine hem avlusuna birçok giriÅŸ var. Hatta Aya İrini’nin galeri katına gidiÅŸ de yine bu kalıntı içerisindeki bir rampadan saÄŸlanıyor. Dolayısıyla bu ikisi bir ortak yapı diye düşünüyoruz. Burası zaten Aya İrini ve Ayasofya ile birlikte aynı avlunun içerisindeydi. İkisine birden ‘Büyük Kilise’ deniyordu ve büyük bir çevre duvarıyla bu alan çevrilmiÅŸti. Yapı kalıntısı onun içerisinde bu da Ayasofya ve Aya İrini gibi 6. yüzyıla tarihlendiriliyor.”


    Yapı kalıntılarının önemli bir kısmının 6. yüzyıla ait olduÄŸunu belirten Yılmaz, ”Åžu anda içinde bulunduÄŸumuz yapı kalıntısı 6. yüzyılda yapılmış, 15. yüzyıla kadar kesintisiz kullanılmış. Çok enteresan, Osmanlı devrinde üzeri toprakla kapanmış, daha sonra üst tabakada Osmanlı’yı takip edebiliyoruz. 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar yapı malzemelerini bu alanın içerisinde görebiliyoruz” dedi.


    Yapının Bizans sivil mimarisinin önemli örneklerinden biri olduğunu belirten Yılmaz, bu alanın Bizans devrinden sonra da önemini koruduğunu, Topkapı Sarayı sınırları içinde kalan alanda Osmanlı dönemine de ait ilginç kalıntıların olduğunu dile getirdi.


    İSTANBUL’UN EN ESKİ ÇEÅžMESİ


    Yılmaz, ÅŸunları kaydetti: ”Birçok Bizans eserimiz, taÅŸ eserlerimiz ve keramikler bu çalışmalar sırasında tespit edildi. Ancak Osmanlı ile de ilgili verilerimiz ilginç. Topkapı Sarayı’nın günlük hayatı ile ilgili verilerimiz var. Osmanlı döneminde burası Hatap Ambarı, odun deposu olmuÅŸ. Bununla ilgili bir kantarın ağırlıklarını tespit ettik. Yine sarayın muhtemelen ölülerinin yıkandığı yer burası. Sarayda 2 hastane, 2 gasilhane vardı. Bir tanesi muhtemelen buradaymış. Muhtemelen teneÅŸir olan bazı izleri bulduk ki bu da Topkapı Sarayı’nın günlük hayatının çok az bilinen bazı ayrıntılarını tanıma fırsatını saÄŸladı.


    Aslan ÅŸeklinde çörteni olan ilginç bir çeÅŸmemiz var. Bu da İstanbul’da ÅŸu ana kadar tespit edebildiÄŸimiz en eski çeÅŸme. Kesinlikle Bizans’tan önceye ait, Roma çağından bir İstanbul çeÅŸmesinin parçası burada duruyor. Bir miktar da döşeme mozaiklerimiz var. Herhalde bu tür buluntular önümüzdeki dönemde de karşımıza çıkacak.”


    ”KLASİK DÖNEME KADAR MALZEME ÇIKABİLİR”


    İstanbul’un merkezi, akropolü olan alandan daha eski dönemlere ait bulguların çıkabileceÄŸine iÅŸaret eden Yılmaz, ”Biz bugün Osmanlı ve Bizans dönemlerinin malzemesini neredeyse kesintisiz olarak arazide görebiliyoruz. Ama hiç şüphesiz Bizans öncesi de burada çok güçlü olmalıydı. Hani küçük bir Roma çeÅŸmesi parçasını görebiliyoruz ama onun dışında herhalde bu kotun altında Roma altında da Helenistik ve daha önceki dönemlere, klasik döneme ait malzeme de bu alandan gelebilir. O da çok heyecan verici bir ÅŸey” ÅŸeklinde konuÅŸtu.


    ÇAKMAK TAŞI BULGULAR


    Yılmaz, henüz ne olduğunu bilmemekle birlikte alanda bazı çakmak taşı parçalar bulduklarını söyledi.


    ”Çakmak taşı aletler tarih öncesi dönemde kullanılan aletlerdir. Ya o tür malzeme ya da daha geç orta çaÄŸlarda süs olarak, kakma olarak kullanılmış malzeme olabilir” diye konuÅŸan Yılmaz, bu bulguların niteliÄŸi konusunda henüz kesin bir bilgiye sahip olmadıklarını vurguladı.


    Hayri Fehmi Yılmaz, önümüzdeki yıllarda çalışmaların kalıntıların kalan kısımlarının çıkarılması şeklinde devam edeceğini, tüm çalışmaların 5-6 yıl sürebileceğini ifade etti.


  • Warning: Unexpected character in input: ''' (ASCII=39) state=1 in /home/xdelete/public_html/forum/cache/data_c1176e3b86b838cc919e441a620ca4b6-SMF-modSettings.php on line 1

    Parse error: syntax error, unexpected ':' in /home/xdelete/public_html/forum/cache/data_c1176e3b86b838cc919e441a620ca4b6-SMF-modSettings.php on line 1